Çarşamba, Mayıs 25, 2011

Kelimelerle oynamak yerine, onları birbirine yamamak daha basit artık.

Nasıl da hastalıklı, nasıl da ağrılı bir gece. Nasıl da tekrarlatıyor hatalarımı bana hayat. Her türlü sorumun cevabından korkar hale gelmem... Bu kadar mı kangrenli her şey?

- Davetiyeler imzalandı, damgalandı, yollandı. Lâkin gözden kaçırılan bir şey var, gelmek zorundaydın buraya.

-
Aynı şeyi bir kez daha yaşamıştım. Birbirini asla bastıramayan iki şey; ruhsal hazzın doruklarındaymışçasına gülme ve bir yandan deli gibi ağlama isteği. Farkındalık ve empati sınırlarını zorlama. Zaman kavramını yitirme ve algıların hiçbir engel kabul etmemesi.
-
Bununla beraber 3 oldu.

Eskiden canım yandığında, hem de çok yandığında ama, böyle çocuk gibi ağlayamadığımda kelimelerimle oynardım hep; geçerdi sonra. Şimdi geçmiyor ama. Artık hiç geçmediğinden mi, yoksa artık kelimelerimle oynamayı beceremediğimden mi?

Hep şımarıklığımdan. Gitsinler istiyorum aslında, ama bi köşeden izlesinler hep beni. Ben de izlediklerini bileyim ama onlar yokmuş gibi davranayım mesela. Mesela yani...

Özlediğim insanları telefon rehberlerinden silmeye başlamam, ya da telefon rehberinden silip de özlediğim (ve bunu kendime yediremediğim) insanların varlığı, "kaybedecek bir şeyim yok" günlerime döneceğimin habercisiyse eğer, ciğerlerimde asfalt düzeltme çalışmaları başlayacak demektir yakında.

Adının bir anlamı olsa kaç yazar artık? Gölgeniz bile gölgeme dokunamayacakken. Uzak durun, bu mesafe gayet iyi. Yapmacıklık kadar yakın, bir sıcak gülüş kadar uzak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder