Aklıma gelenin başıma gelmekte gecikmediği sıradan bir gündü. Aklım kaçıverdi yerinden bir gece vaktiydi. Tutamadım, uçtu, uçtu. Her şey yerli yerindeydi; yağmur, kuleler, sokaklar, caddeler... Düşler sokağı çaldı. Sokaklar yerli yerindeydi ama tamlayanı eksikti tamlamanın.
İnsan martı misali adamım. Yolun bir durma biçimi olduğunu öğrendi öğreneli insanoğlu, saklanmayı marifet bildi kendine. Sen saklanırsan onlar giderler zannedersin, aslında tam tersi olduğunu 'ininden' çıktığında anlarsın. Vapurlara k.y.m size bişey olmasın dostlar.
Bugün çok yağmur yağdı yine. Mikail arkadaş yıllık izinde galiba. Biri gidip dürtse, "Hemşerim kolay gelsin iyisin hoşsun da şu mevsimlere bi el atsan hani Haziran geldi be hacı" filan dese. Ya da demese de olur. Ben okurun içinden geçenleri dile getirdim. Zemheri zürefası (evet efenim TDK'ya sorduk araştırdık) gibi çıkıp hasta olmadığım sürece gayet de yağmur yağabilir, şimşek çakabilir, lakin fırtınaya dönüşmesin abartmasın, suyun da suyunu çıkarmamak lazım sonuçta.
Aklımın aldığı ama kalemimin ucuna değdirmediğim kelimeler var, bu sefer kalsınlar istemiyorum ama bir sonrakini de bekleyebilirler.
Ben hiçbir zaman iyi olmadım, kabul ediyorum. Kabul etmeyen ne yapması gerektiğini (bkz. yazar burda ne demek istiyor, ya da bkz. okur burda ne 'yemek' istiyor) biliyor sanırım.
Gülleri sevmem; isminin ilk 3 harfi 'Gül' olan bir kadın dışında. Annem gülleri sever. Ve bazen bir annenin üzülmesini engelleyememek her şeyden daha çok koyuyor insana.
Benim ailem 4 kişilik değil sadece; ama bundan sonra biz bu çatı altında 3 kişiyiz. Yani, diğerleri'yiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder