Cumartesi, Aralık 18, 2010

N’aber?

İşe gittim, evime döndüm, güzel bir gece yemeğinin (evet akşam yemeği değil pratikte) ardından, yazasım var.

İnandığım ve benden başkalarını da inandırabildiğim şeyler genelde fos çıkma yeteneğine sahipler. Azalıyor. O da... İlginç bir tabir olacak belki ama, her gün cafede 3-5 tabak kırmayayım derken kırayazdığım tırnaklarımın o ani acısı kadar acıtabiliyor sadece içimi artık bazı şeyler. Fonda çalan şarkıda adam diyor ki "yanlış bir hayatı doğru yaşamak; kaç yazar şimdi suda balık olsak?" Düşünüyorum, doğru bir hayatı yanlış yaşayan gerizekalılar da var aramızda; uzakta değil, az önce aynada karşılaştık kendisiyle.

Canım filan yanmıyor, sadece pilim bitik. Ve sıkılıyorum, oldukça. Olmadıkça da sıkılıyorum, herkesin hayatında var 'olmayan şeyler'. Ve hiç varolmayan şeyleri baştan kabullenip sonra kaybedenler moduna girmeye bayılıyoruz biz; ben ve ben gibiler. Şehirlerarası kısa yolculuklarda bile otobüsleri benimseyip indiğinde üzülen tipler bile var hayatta. Onlar gibi davranıyoruz. Uyuyup uyanınca geçmiyor mu hepsi?.. Uyudum, geçti. Ve uyuyacağım, geçecek... Rüyaya yatmak gibi; yarın uyuduğumda ne geçsin umuduyla kafayı koyacağım yastığa acaba?..

Kral öldü, şehir düştü...

Kırık ayna... :) Parçalarını alıp saklamıştım bir köşeye, günün birinde bir yerde lazım olur da, belki... Öyle işte. Amacım değildi onu eski haline getirmek, ne bileyim, yeniden ona bakmak, ya da... Başka bi'şeyler. Sadece parçalarını birleştirmek istemiştim. Lâkin, çöpte buluverdi kendini. Çöpte bulmak istedi çünkü. (evet maddeler dile gelebilir, kişiselleştirilebilir de pek rahatlıkla)

...

Uyanır gibi oluyorum bazı bazı. Sorgulamaya üşenir olmuşum. Ne zaman bu kadar hızlandı hayatlarımız, ya da ne kadar farkındaydık, şimdi ne kadar farkındayız? 'Hiçbir şey' değilken, 'hiç'in farkındaydık 'hiç değilse'. "Daha çok erken" diyorum. "Daha çok erken" diyerek teselli edebilir miyim kendimi, erteleyebilir miyim? Acıyan bir yaranın üzerine bastırınca bir süre acısı dinmiş gibi hissedersin ya, baskılayabilir miyim sebepsiz can sıkıntımı, kestiremiyorum.

Aylar önce birşeyler karalamışım yine. Demişim ki "Git istediğin şehirlere, git boyan istediğin renklere ve boya istediğin renge dünyanı" Siyah-beyaza boyamıştım dünyamı, evet-hayır'a, ya da var-yok'a... Şimdi griler, belkiler, bilmiyorum'lardan ibaretim. Bunu da istedim. Ve dediğim gibi uyuyup uyanacağım, azalacak... Özlüyorum, geçecek.

Fondaki adam bitirdi şarkıyı.

"Kafeiniydin kahvenin, geç saat dostuydun bu şehrin,
Tadına hiç varamadın amatör aşkın,
Amatör ruha hijyen gerek..."

:))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder