Sabır diyorum. Sabrın fazlası uzun vadede büyük zarar, onun şimdiden farkındayım ama öyle bir zaman gerek ki mucize gibi, bundan tam da bir ay önceki bir gece gibi... Alışkın olmadığım zamanlar, "hödönk" diye karnımın orta yerine yumruk gibi öyle bir oturuyor ki, bu deyimi hiç anlamazdım oysa, deyim değilmiş, yumruğu hissediyormuşsun; boğazından geçmeden nasıl midene indiğini şaşırıyorsun o zaman. Ve çalmak üzereyken kapatılan telefonların mı, karşındaki tarafından açılma ihtimali sonucunda olacakların mı daha çok yüz kızarıklığı yaratacağını kestirememek...
13 Aralık 2010. Adamın biri (arkadaşım demeyeceğim) bana şunu sordu: "Lan seviyorum seviyorum diyorsun, o adam için ne yaptın?"... "O adam" için şunu şunu yaptım dediklerimin hiçbirini bir halttan saymadı o adam. Ama ben söyleyeyim, varlığım yettiğince, enerjimden, sabrımdan, kimi zaman arkadaşlarımdan, çoğu zaman zaten dar olan vakitlerimden, kimi zaman evdekilerin hoşgörüsünden, maddiyatımdan, O'nun suratını asık gördüğüm an aklî dengemden, tebessümlerimden, hatta zaman zaman hedeflerimden, yapmak istediğim şeylerden çalıyorum. Şikayet etmiyorum üstelik. Ne kaldı ki zaten geriye? Bir içten gülümseme siliveriyor hepsini. Aklım "yapma" demiyor bana ilk kez, "ne yap et kızım, git sonuna kadar, hayatta her şeyin bir sebebi vardır; boşverme, harcama" diyor. Aklım çok şey diyor, içimden geçenleri parmaklarım yazıya döküyor, ama ağzımdan tek kelime çıkmıyor. Ah be sabır...
Neyin sabrından bahsediyorum ben hâlâ?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder