Çarşamba, Mayıs 16, 2012

Rutin romantik.

Adı Siyah'tı.
Tamam, aslında değildi ama ben ona öyle demeyi seviyordum. Bir alışkanlık haline mi gelmişti kısa zamanda; belki bir takıntı, bilemiyorum. Tek bildiğim, artık onu görmeden geçirdiğim bir günü bile onunla yaşıyormuş gibi hissettiğimdi.

Aynı zamanda hem benmiş gibi, hem de benden bin fersah uzakta biri olabiliyordu. Bana çok şey hatırlatıyordu; kendime, çocukluğuma ve henüz yaşamadığım geleceğime dair. Hem saçları da siyahtı.
Ben yarım saatler için bahaneler ararken, onun her akşam tam 21 dakikası vardı; hiç şaşmaz. Laf aramızda, bir kereliğine benim yarım saatimden çalmasına izin vermiştim.

Çok özel bir tarafı yoktu. Ağzı iyi laf yapardı; bazen sinir ederdi.
Ufak tefek ricalarını kabul etmeme bile sevinirdi, ya da bilmiyorum, belki beni sevindirmek için öyleymiş gibi yapardı.
Ukalâydı ama gönül almasını iyi bilirdi.
Bilirsiniz işte; onunla konuşurken bir elim diğerinin yerini bulamazdı.

"Aşk Cumhuriyeti" romanındaki Tom Avery'ye benzetirdim onu. Biraz romantik, biraz güvensiz. Dışarıdan bakıldığında eğlenceli; tanımaya başlayınca tam bir kaos. İnsanlardan ya da olaylardan değil, düşüncelerden konuşmayı severdi. Müzik ve film kültürüne hayrandım. Bir de, yağmuru çok sevdiğinden bahsederdi hep. Ne zaman yağmur yağsa, onu görmek için bakabileceğiniz tek yer kapı önüdür, 'bugün bile'.

Arkadaşlarını tanımazdım, o da benimkileri. Ben ona günlük sıkıntılarımdan bahsederdim, o ise gelecek planlarından. Birbirimize benzediğimizi iddia etseler de, pek benzemezdik aslında. Belki de bu yüzden birbirimizin iç dünyalarına yönelik küçük oyunlar oynamaya bayılırdık. İlginçtir; genelde bir kazananı olmadan biterdi bu oyunların hepsi, yüzümüzde birer gülümsemeyle. Hayatımda onun kadar içten gülen çok az insan gördüğümü düşünürdüm sık sık.

Ve ben işlere hep 'sadece' ikimizin açısından bakmayı severdim; muhtemelen o da diğerleri gibi dışardan bakardı. Çok basit şeyler bazen dışardan bakılınca nasıl da komplike görünürdü, tanrım... Hayatın en saçma, ama en sevdiğim yönü de bu olsa gerek.

Siyahı da hep sevmişimdir zaten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder