Tıkılıp kaldığım bu değişik yerde, evinde aslan besleyen bir delinin rahatlığını yaşıyorum. Mutlak hiçlik ve etrafındaki bıdı bıdılar... Hiçliğe kulaklarını tıkayabilir miydi bir insan? Kaçsan bile; en çok eğlendiğin anda seni yakalayıp, duraksatan - sorgulatan şeydi hiçlik. Bıdılara kulaklarını tıkamaya çalışırken, hiçliğe aşık olmaya zorlarsın belki kendini. Seni herkesten kıskanan, koruyup kollayan, kendine saklamaya çalışan bir paranoyak sevgili gibiydi hiçlik. Onun kadar yorucu, aynı zamanda onun kadar olgunlaştırıcı olabiliyordu.
Mutlak hiçliğin en çekici tarafıydı hiçbir şeye "ihtiyaç duymak". Tüm olumsuzluk eklerini yutup, her şeyi 'hiç'le birleştirmek. İnsanları, maddeleri anlamaktan uzak, hissetmeye yakın olmak. Beyninin ücra köşelerindeki soru işaretlerinden bile kurtulmak. Sadece biyolojik bir varlık, bir makine -ya da bir robot- olmaktan çıkıp; ruhanî saçmalıkları bir kenara bırakıp sadece hissetmek. "Kaç" diyor mantığım; bırak uğraşma. Sonra bakıyorum, kaçmama gerek kalmamış; istediğim her şey ayağımın altına serilivermiş deniz gibi. Çarşaf gibi durgunluğu; göz alıcı.
Hatırlayan varsa; ihtiyar ve Zerdüşt ormanda karşılaştıklarında ihtiyarın Zerdüşte söyledikleri şunlardı: "Yalnızken bir deniz içinde gibi yaşıyordun ve bu deniz seni taşıyordu. Şimdi ne yazık ki karaya çıkmak istiyorsun. Ne yazık ki gövdeni yine kendin sürüklemek istiyorsun." Ve Zerdüşt cevap verir: İnsanları sevmiyorum.
...
Bir evcil hayvana ne verdiysen, daha sonra da senden yalnızca onu isteyecektir. Aramızdaki en keskin farkın "doyum" olduğu bir varlıktan korkmamız, kaçmamız ya da onu sevmememiz için daha sağlıklı bir neden göremiyorum. Ve insan doğasındaki bu doyumsuzluk (bu tutku) zamanla kendini ölümcül bir açlığın kollarına bırakacaktır ki; doğal seçilim "eksik insan"la, "kusursuz diğer canlılar" arasındaki rekabetin sonucunu bir kez daha apaçık ortaya koyabilsin.
"Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder