Cuma, Mayıs 11, 2012

gece gelen baykuş.

Tarif edemeyeceğim, çok başka bir dünyada yaşıyorum bir süredir. Etrafımdakilere bir ömürmüş gibi gelen, benim içinse henüz 10 dakika geçmiş gibi bir 10 gün.
Yarım yamalak uyunan bir gecenin sabahında toplanmış enerjiyi 2 saat içinde sömüren bir ruh hali herkese göre değildir eminim.
Tuhaftır ki, artık gerçekten sevdiğim o nadir insanları, uzakta olsalar bile yanımdalarmış gibi hissedebiliyorum. Görmek zorunluluk değil. Ve farkındalık da ne yazık ki, -aslında ne mutlu ki- insanların yaklaşık yüzde 40'lık bir kesiminin (bana göre) hayatları boyunca duyumsayamayacakları bir şey. Zaten farkındalık, varılacak bir yer de değil. Burjuvalarla proleterler aslında aynı hayatı yaşarlar bir bakıma; bu da onun gibi sanki.
Yazının ilk cümlesiyle, bundan bir önceki cümle arasındaki fark gibi işte bu tarif edemediğim dünyada yaşamak. Gözlerim kapanırken bir film izlemeli miyim, ya da bir kitap okumalı belki; yoo, ne zamandır dinlemek istediğim bir albüm vardı. Ya da ayağımın dibindeki dağınıklığı toplamalıyım. Aslında midem ağrıyor.

"Kapa şu çeneni"vari Amerikan filmi tadında çıkışlardan son anda vazgeçişlerimdeki tadı başka hiçbir şeyde bulamıyorum. "Sen de bi' saçmalama artık." "Ne bıdı bıdı ettin be, vurucam ağzına iki tane.." Telaşlı martılar filan. İlaçlarımı bıraktım; fark yoktu.

Kutsal Cuma, pagan kökenlidir mesela. "Kutsal çelişkiler günü. Tatminle iç içe geçmiş ıstırap duygusu... Hüzünlü ve lezzetli. İlkbahar ve kış..." Mayıs ayındaydık ve ben kabuğumun bu kadar kırılmaz olduğunun verdiği tatminkârlıkla dünyanın en ukalâ insanı olmaya kendimi aday gösterebilirdim.

http://www.youtube.com/watch?v=WUoUim7WGwo&feature=related 

Kalbe iyi gelir, cildi biraz yaşlandırabilir ama bir avuçtan zarar gelmez.

Hep bu baykuş yazdırıyor bana bunları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder