Salı, Haziran 19, 2012

Empati.

Rutin komedimiz, birbirimizi ne kadar iyi anlasak da; yüreklendirmekten o kadar uzak oluşumuzdu. Ben komedi oyuncusu olmak isterdim, o akademisyen. Ben şarkı söylemek istediğimi söylerdim, o ise ne kadar güzel bir sesinin olduğundan dem vururdu. Benim sahip olmak istemediğim ama sahip olmayı hayal ettiğim çoğu şeye zaten sahip olduğu için kıskanmadım onu hiçbir zaman. Kardeşliğimizin ötesinde, birbirimizden farklı olduğumuzu açıklamaya çalıştım daima. Oysa farklılığın göz önünde olması -hatta göze sokulması- gereken bir şey olduğunu düşünürdü zannımca. Ömürlerinin sonuna dek yapışık kalmış ikizlerin bile birbirinden farklı karakterleri ve farklı hayatları vardı sonuçta... Neden mi böyle? Çünkü empati kurma yeteneğimizi erken yaşta kazanıp bir o kadar erken kaybediyoruz da ondan. Çünkü bize öğretilen şey sadece bizim en akıllı, en güzel/yakışıklı, en yetenekli, en ... olduğumuzdu. Çünkü, 'kendini geliştir, zayıf kalma' yı, 'senden farklı gördüğünden uzak dur' a, sonra da 'farklı gördüğünden kork' a ve en son 'farklı olanı ele' ye dönüştürerek kulağımıza fısıldayan yetiştirilme tarzımızdı bizi böyle yapan. Ve "İnsanlar, kendi yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söylemek isterler. Eğer bir şeyi istiyorsan, onu elde etmelisin. Nokta!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder