Cumartesi, Ekim 27, 2012

Baykuş.

Rüya görmekten korktuğum günler. Gözümü kapattığımda o karanlıkta canlananlarla, sürekli gündüz düşlerimde bulunduğunu sandıklarımın aynı olmadıklarını gördükçe, "bir sayfa daha oku" diyorum kendime, "iki cümle daha yaz"; düşünme. Düşüncelerin dili inatçılaşınca, duvarları bile susturamaz hâle geldiğim günleri hatırlıyorum ister istemez. Yine diyorum: Aklına getirme.

Uykusuzluklarımın ucu bana dokununca olmuyor. İpin ucunu kim tutuyor, onu zaten bilemiyorum. Öğrendiğimde de ip ya kopmuş olacak, ya ayaklarıma kapanmış... Adım atsam gerçekten düşer miyim?

Sürekli tetikte olmam, üstüme gelen topları yakalamam işsiz güçsüz bir refleks haline geldi belki; can tutuyorum kendime.

Yine de; değiş(k)enleri düşünürken, danışıklı dövüşlere her zaman hazır olmayabilirmiş insan. Kimi oyunların kuralları bir kere bozulduğunda, dönüp (kendi) yüzüne bile bakmak istemezsin. Oyun oynadığın kişinin karşısında oturabilirsin hem, yanında değil.

Belki başka Pazar'lara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder