Çarşamba, Mart 30, 2011

"Çok yorgunum, beni bekleme kaptan..."

Hayat devam etmiyormuş gibi. Bir haftada 2 ayı ezberlemek çok zordu. Dünya üzerinde huzur bulduğum, mutlu olduğum tek yeri anne kucağı zannederdim. Sevgili kokusu diye bir gerçek varmış oysaki, 21 yıl sonra ayırdına vardığım, tattığım. Yokluğunun düşüncesini geçtim, hissiyatına alışamamışken, günlerdir yüzünü görmemiş, hafızamda henüz taze anılarınla ve bakışlarının ordaki yansımasıyla yetinirken öyle saçma sapan bir anda farkettim ki gittiğini... Burda olduğumu bilmenin yetmediğini... Hayatımdaki bütün o mükemmel varlıklar gece olup da uykuya dalınca arıyorum en çok. Ne kadar kıymetini bilsen de tekrar tekrar dönüp yaşamak istediğin öyle çok an oluyormuş ki geride kalan... O hiç sevmediğimiz yerin önünden geçerken, normalde attığı adımın yeri titrettiği ben, karda kalmış kedi yavrusu oluveriyorum. Bu kadar özleyebilir miydim birini, bu kadar eksikliğini hisseder miydim bir başkasının, bilmiyorum. Her dakika görürüm umuduyla gözlerimi dört açarken, ya görürsem diye ödüm kopar mıydı? Orda olmadığını bildiğim halde içeri girmeye çekinir, kafamı çevirip de mutfağa bakamaz olur muydum?

Kafamda tanımın yüzbinlerce iken, ağzımdan çıkan beş cümle senle ilgili.

Saat 4 olmuştu bunu yazdığımda, şimdi 5. Farkı yok ki. Ne telefona gidiyor elim, ne adını söyleyebiliyorum. O gece dinlediğimiz şarkıları dinlemeye korkuyorum. Hele ki içimdeki şeytanlara hiçbir şekilde saldıramıyorum.

Gözyaşlarımı bitti mi sandın?..

- Beş iyidir beş. Şaşan varsa...

Ben şaşmadım beşten. Lakin, şaşanlar varmış öyle duydum, çok üzüldüm. Çok ama.

Boş dimi? Laf kalabalığı... Umduğum gibi'sini bırak, ummadıklarım bile yok bugünde ve yarında. O yüzdendir ki, bir günü bitirmeden diğerine başlamak iyidir bazen.

Özlemenin sonu yok balım. Şaşmayanlar için tabi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder