Son birkaç gündür "O değil de, eskiden şu da şöyleydi.." cümleleri kurmaya başladık nedense. (Biz kim miyiz? Birkaç iyi adam. Neyse.) En son "yaşlandık galiba" demeye başladık. Yaşlandık mı, birbirimizi ve güzelim mekânlarımızı eskitmeye mi başladık bilemiyorum. Ama okula girdiğim zamanki Beycafemi, ya da 2-3 sene önceki Tömbekimi bulamıyorum hiçbr mekânda, hatta bu mekânların kendilerinde bile.
Hızlı mı yaşadım acaba, diye düşünüyorum. Sabırsızlığım belki de beni bu noktaya getirdi. Vazgeçmişlik gibi değil de, daha çok umursamazlık, belki biraz umutsuzluk. Gergin bi insan olduğumu söylüyor artık etrafımdakiler. Kabul..
İnsanları tanıyıp çözümlemekle uğraşmaktan, kendimi tanımaya vakit ayırmadığım için belki de bütün karmaşam. Cevaplarını aradığım soruların yarısı aklımda, diğer yarısı nerede bilmiyorum. İşin kötüsü, nerden başlayacağımı da..
Hayatımdan çıkarmak konusunda şüpheli olduğum bir tek insan var. Üzülsek de, kırılsa da, yapmam gereken bu mu acaba sorusu kafamı kurcalıyor artık. Çünkü gerçek dostluk her zaman uzun süreli dostluk olmayabiliyor. Kısa süren gerçek dostluklarım çok oldu. Ve bildiğim en büyük yalan, 'gerçek dost'ların her koşulda, hatta yaşamının sonuna dek yanında olacaklarıdır.
Bazen seni gerçekten mutlu eden insanların, hayatından gerçek bir zamanlamayla çıkması sanırım bunun kuralı. Aşkta da öyle, dostluklarda da...
Kafam dağınık, ve garip çalışıyor bu ara, farkındayım. Bütün gün şunu düşündüm, "Şimdi ben yazı seviyorsam eğer, sıcağı mı seviyorumdur, serinlemeyi mi? Ya da kışı seviyorsam üşümeyi mi seviyorum, yoksa ısınmayı mı?" Al bide burdan yak demiş şair.
"ara: akıl fikir." butonu nerdeydi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder