Çarşamba, Ocak 27, 2010

En sevmediğin şeyleri yapıyorum bu gece. Yarın hiç yapmayacağım şeyleri mesela. Boş boş oturuyorum, müzik bile dinlemeden. Odamı toplamış annem, neden diye sormadım mesela. Yolları seviyorum, ama bu şehri bırakırken zor geliyor hep; oysaki sevmiyorum bile. Sadece bırakırken zor, bırakma kararını alırken... Gittikten sonrası zor gelmedi hiç bana. Yarın gideceğim sanırım. Öyle işte...

Garip bi mutsuzluk var içimde. Anlatsam saçma geliyor daha da canım sıkılıyor, anlatmasam geçmiyor... Saate bakıyorum sürekli, nerdeyse 2 dakikada bir... Tik.. Tak.. Tik.. Tak.. Tik.. Tak.. Saçma sapanım.

Bugün sana kızdım. Sen de beni kıskandın. Çocuk gibiyim bunları anlatırken, çünkü çocuk gibi hissediyorum sayende. Uzun cümleler kurarsam hırsım eriyecekmiş gibi geliyor, oysa bu en son istediğim şey.

Bir şey var da, yok gibi. "Klasik hatun zırvaları" diye düşüneceksin. Öyle aslında. Bize göre "birşey yok"tur aslında, ama mutlaka bişeyimiz vardır. Nasıl davranacağımı şaşırıyorum bazen.

Her uyandığım gün aynı olmaya başladı. Evinden okuluna, okulundan evine bi insan değilim, aynı tempoda, aynı fanusun içinde yaşamıyorum kimseyle, kafamı dağıtacak her şey, herkes elimin altında. Hatta sanırım bazen fazla -kafamı- dağıttığım için böyle hissediyorum.

Her neyse. Bütün bu saçmalıkları sadece söylemeye cesaret edemediğim 2 kelimeyi söyleme cesaretimi haklı çıkarabilirim diye düşündüğümden yazdım zaten. Yine de bulamadım sanırım o cesareti. Olsun. Sanırım seviyorum seni.

...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder