Salı, Ekim 14, 2014

pazartesi.

Soğuk ellerimle rakıya o tek buzu atarken Kızılay'da bir akşamüstü buluşması geliyor aklıma. Sokağın ortasında ama bütün tesadüflerden uzak. Aynı gün bir masada unutulan bir kibrit kutusu kaç ay bir çantada saklanabilir?

Birkaç rakı masası. Kurtuluş Parkı. Geri sayımlar. O garip, kronik mutsuzluğu. Ve tüm diğerleri. Görüştüğümüz o son garip gece Youtube'dan açtığı Pilli Bebek şarkısı. Ve hala parmağımdaki o minik saçma sevimli yüzük.

"Biz aslında hiç anlaşamıyoruz ama çok da iyi anlaşıyoruz aslında, ne bileyim garip."

Kürk Mantolu Madonna'da diyor ki: "Şimdiye kadar bana bu derece yakın olan bir insana tesadüf etmediğim için, bence bütün meselelerin üstünde onu muhafaza etmek arzusu vardı. Bütün isteklerimin en son gayesi belki de ona tamamen, hiç noksansız, bütün maddi ve manevi varlığıyla sahip olmaktı, fakat elde edebildiğimi de kaybetmek korkusuyla, bu gayeye gözlerimi çevirmekten çekiniyor, seyretmekte olduğu ve yakalamak istediği harikulade güzel bir kuşu küçük bir hareketiyle kaçıracağından korkan bir insan gibi atıl kalıyordum."

Geçirdiğimiz yaklaşık 54 gün sonunda, bana vermiş olduğu kitabın 108. sayfasındaki bu cümle kadar noksansız hissedebiliyordum. Bugün Ekim 14, 54 günden ve 108. sayfadan çok daha fazla söyleyecek şeyim var. Kafka demiş ki: "Dünyadaki uyumsuzluk, çok şükür, sadece sayısal bir uyumsuzluğa benziyor."

Yüzüne karşı susmak, arabayı üzerine sürmek gibi olurdu. Rakıyı sensiz içmek de sensizliğe bok sürdürmemek gibi zaten.

Soğuk ellerimle bir duble Tekirdağ daha dolduruyorum. Melankoli falan değil, bugün günlerden Pazartesi sadece. Ve o sokakta sen bugün; ben 'artık' yokum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder