Salı, Ağustos 05, 2014

orkestra.

"ayrılık ne renk?" diye sormuştu. mavi lan, mavi. ayrılamadığında mavi oluyor.

ortada ayrılacak bir şey yoksa ve sen ayrılmış gibi hissediyorsan kesin mavidir. alyuvarların can çekişirken bütün o düzensizliği kaosa dönüştürecek tek şey oluyor: telefon çalıyor. neden aradı ki, daha beş dakika önce buradaydı? nereden biliyordu o gün nerede olduğumu? peki neden aramadı?
.
her zaman yaptığı şakalardan biri miydi beni bu kadar yalnız bir kadın yapmak? gözleri hep aynı noktaya dikili yalnız kadınlar o çirkin adamlara hep çekici gelmişti zaten. kaçış alanım azaldıkça daha da yakınlaşasım geliyordu. bu mücadele eğlenceli olacağa benziyordu. aah.. telefon çalıyor. saat sabahın dördü. kim lan bu saatte? ...

"ben hâlâ geride bırakacağım sevgilimi düşünüyorum. güzel günlerimiz olabilirdi eğer insanlık jileti yaratmasaydı."

"Dakikalar ilerliyor… Cızırtılı “Don’t Cry”a aldırmadan küçük bir kız çocuğu gibi ağlıyorum, oyuncak bebeğinin kolları kopartılmış bir kız çocuğu gibi."

araba gidiyor. ve hâlâ Don't Cry çalıyor. bana sadece "uykun mu geldi?" diye soruyor, hayatımın en mutlu olması gereken günlerinden birinde, Don't Cry çalıyor, benim uykum yok ve ben uykum varmış gibi davranmak zorundayım.

"haftalardır tezgâhta duran bir orkinos gibi ölü bakıyorum."

gözlerimi kapatıyorum. birkaç kadeh rakı ve tek buz, aynı masada. veda vaktinin geldiğini biliyor da erteliyormuşcasına.

ertesi gün yine sadece elli metre uzaklıkta görüşmek üzere, iyi geceler bayım.


bu da benim orkestram.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder