Pazartesi, Mayıs 12, 2014

Seyir.

Kelimeler. Her saat başı anlam kazanıyorlardı.
Tik-tak. Sonra hepsi, anlamlarıyla beraber kayboluyorlar. Bir sonraki, bir sonraki derken tahtalardan gelen sesleri duymaya başladım. Delirmek üzere olduğumu hissederek kendi kendime konuşmaya başladım. Sonra hepsinin benimle aynı korkaklığı taşıdıklarını farkettim. Sonuncusu yanımdan geçerken kafamı hafifçe sağ yanımdaki saksıya vurdu: "Aslında bunu ikimiz de istemiyoruz..." Muhalif tavrımı koruyup ona cevap verebilseydim bir anlamı olabilirdi tabii. Bunun yerine, kafamı sola çevirip boşluğu seyrettim.

Tek bir farkımız vardı aslında, onlar sabırlıydılar, belki biraz da özgür; tıkıldıkları köşelerde çürümeyi beklerken bile özgür olabiliyorlardı. Dinlerken uyuyakalmışım. Uyandığımda sonuncusu hâlâ oradaydı, çok fazla anlam değiştirmişti, ve çok fazla tik-tak. Saçlarımı dibine kadar kesme isteğinden başka bir şey hissettirmeyen bir bakış attı ve bir kitabın içine gömüldü. Daha önce okumamış olduğum, belki de okuyup da unuttuğum bir hikayenin 108. sayfasında olduğundan başka bir şey bilmiyorum.

Günaydın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder