Ertelemeye çalışılan duyguların patlak vermesi gibidir içine akıttığın birkaç damlanın birikip, durgun bir iç denize dönüşmesi. Deniz duruldukça sen dalgalanırsın; sen duruldukça o patlak verir uzak martı seslerinde. Hep bahsederiz ya mutsuzluğumuzdan, biz; bir yosunlu İstanbul kıyısında rüzgarı yüzümüzde hissettikçe, bir damla deniz titretir yüreğinin telini. Burnunda bir incecik sızı; yüzüne çarpar şarkılar, şiirler...O martı kanadını çırpar, çırpar, çırpar; sonra sırtını döner ve gider. Bir ince sigara sarıp tellendirmekten başkası gelmez elden, genzine bir duman karışır öksürürsün boğazında kalan kuru ekmeği ıslatacak su bulamamışcasına. Ertelediklerin düşer önüne, giden martının boğazından.
Bahaneler karışır gecelere ve herkes uyurken rahatsındır sanırsın; oysa artık herkesin uyuduğu gecelerde sen de uyumak istersin. Uzandığın yerden yosun kokusu duymak değildir de nedir keder; denize en yakın mesafenin 5 saat olduğu bir şehirdeyken sen, ve o şehirdekiler perdelerini çekmiş uyurken aynı gecelerde. Aldatılmalar gem vurmaz arsız yüreklere; kelimeler kum gibidir, kilitlersin dudaklarını. Ay doğarken kararır için, ve kahredersin gençliğine, körpeliğine. Cesaretsizliğine öğretirsin bazen, geri dönüp yalana sarılmayı. Lakin, açılmamış bir paket sigara dururken önünde; böyle bir gecede, bir tane bile içmemeyi aklından geçirmek gibidir "ne olacaksa olsun" demek. Boğazında bir dumanın sızısı...
Cebinde bir kitap...
Kulağında bir ses.
Ertelediklerini yanında taşıyorsan eğer her daim; içtiğin her yudumda, çektiğin dumanın her zerresinde, soluduğun her damla havada içinde birikenle boğulursun.
Cebinde bir şiir...
Dilinde bir şarkı.
Şimdi neredeyiz?
ps. Yazının ilham kaynağı, güzel insan Çağrı Gençoğlu'na ithaf edilmiştir.. (:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder