Eski blog yazılarımı okudukça, eski halime öyle özeniyorum ki. Güneşin doğuşundan tut da, hoşlandığım adamın sigaramı yakışına kadar en sıradan, en ufacık bir şey üzerine nerdeyse 1 sayfa dolduracak cümleler kurabilecek kadar hissetmek. Heyecanlanmak filan.
Mutlulukla, huzurla beraber gelen sıradanlık mı desek; bu zamana kadar "yok artık" dediğin çoğu şeyin başına gelmesinden (evet kısaca tecrübe diyoruz) doğan bir "ben adamı gözünden anlarım"cılık, bir "her şeyin boku çıktıktan sonra keyfinin çıkmaması" modu mu desek? Bir şeyler desek. Bir şeyleri gerçekten hissedebilsem, ya da hissediyorsam anlatabilsem eskisi gibi.
Rüyamda bir iskelede oturmuş, etraflarına insanları toplamış, gitar çalıp şarkı söyleyen 3 adam vardı. Yüksek sesle başladıkları şarkıya eşlik etmeye başladığımda aniden biri gelip susturmaya çalıştı beni. Bazı rüyalar çok gerçekçi. Adam beni susturmaya çalıştıktan sonra kalkıp gidiyordum ordan.
Tam olarak aynını yapmadığımı kim söyleyebilir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder