Hava güneşli olduğu zaman güneş doğuyor sanki bana da. Ama güneş içimizdeki yılanları da deliğinden çıkarmayacak diye bir kaide yok demek ki... Onlar da severler güneşi. İçi biraz olsun kararmış herkes sever çünkü güneşi.
Bir barışıp bir küsüyorum kendimle. Etrafımla da. Bir gökte fırtınalar koparan oluyorum, bir yerdeki karınca kimseye zararsız.
Her neyse, kimi düzlemsel boyutlarında yaşarken, ben 'düşlemsel' boyutumda kalıyorum hep.
İnancı kalmamış bir neslin üyesiyim. Yalnız tanrısız değil, doğrusuz, yanlışsız, sevapsız, günahsız, çalışkansız, tembelsiz, huzuru tanımayan, sıkıntıyı bilmeyen, kurtuluşa ümitle bakmayan, iyimser olmayı çoktan terk etmiş ve savaşın kucağına kendini bırakan, barışsız bir neslin üyesiyim... Her şey gitti, her şey bitti.
Bir tek düşmanlık, bir tek savaş kaldı gönül taşının sözlüklerinde. Hepsi bu.
Siz, beni saklandığım yerden çıkaramazsınız. Benim bira bardağına koyduğum rakımı içemezsiniz. Ucuz bir el fenerinin cılız ışığı kadar samimiyetinizle, artık vücudumun her yerine kan pompalamaktan başka işlevi kalmamış olan göğüs kafesim içindeki organımı aydınlatabilecek misiniz? Peki ya tutmaya çalıştığınız ellerim? Güldürmeyin beni.
"bir gerçek yaratamıyorum dünden ne kadar uğraşsam da, kusura bakma, bir site kurarken bizden gidenlerden, ufacık bir oda bile yapamıyorum bizden kalanlarla."
Sigaranın dumanını bile çekemiyorum içime. Onu üflerken içimdeki her şeyi de onunla beraber havaya bırakacakmışım gibi geliyor herkesin gözlerinin önünde. Vakit ya kimseye güvenmemem gerektiğini anlama vaktidir, ya da ben her şeyi yanlış anlayıp yanlış yorumlamak için yaratılmışım.
...
Rüzgar uğuldadı kulaklarımda. Saçlarımı açtım dağılıp yüzüme gözüme yapıştılar. İlişmedim düzeltmeye. Arkamı döndüm, bırakdağınıkkalsıncıların hepsi de sanki hava günlük güneşlikmişcesine muhabbet ediyorlardı...
Dilime yabancısınız diyip döndüm köşeyi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder