Çok da zor değilmiş aslında, devam etmeyi öğrenmek. Yarım bıraktıklarına devam etmeye karar verip sonra üşenip ya da unutup bırakmak yerine, ufacık bir adım atıp sadece hayallerine odaklanabilmek. Kendi kendine mutlu olmayı hatırlamak. Zaten kendi kendine mutlu olduğunda anlıyorsun yalnız olmadığını, sana mutluluk verenin yalnızlık değil; kendi kendine yetebilmek olduğunu ve bunun yalnızlıkla alakası olmadığını.
Zor değilmiş mutluluğunu herhangi bir insana bağlamaktan vazgeçmek, hayal kırıklıklarını unutmasan bile beyninin o en gerisindeki plastik kutuya koymak. Ortalıkta fazla ıvır zıvır bulundurmak yerine, gerektiği kadarını alıp kullanmadıklarını bir arada, belli bir yerde tutmak gibi bu.
Ve aslında hiç zor değilmiş eski defterleri açmak; bir zamanlar nefret ettiğini düşündüğün insanları bir kez daha dinleyip öyle yargılamaya çalışmak. Ne önemi olduğunu bilmesen de sadece konuşmak, her şeyi açık açık ortaya dökmek. Sakinliğin verdiği bir cesaret, bir özgüven belki de bunun sebebi. Bir arkadaşım der ki; "açmaktan korkmadığın zaman kapanmış demektir eski defterler".
Korktuğum çok fazla şey kalmadı ne mutlu. Özür dilemek, bir insana onu sevdiğimi söylemek ya da birileri için bir şeyler yapmak artık iki kez düşünülüp bir kere yapılacak şeyler arasında benim için.
Bol keseden ata ata yarım bırakmadık mı zaten her şeyi? Hep şu maymun iştahım yüzünden... Küstüğüm, yarım bıraktığım, herhangi bir şeyden dolayı yarım kalan her şeye geri dönüyorum; başta müzik ve fotoğraf...
Gölgemle bir bütünüm artık.
"Hoşçakal."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder